kitaplar
Aslı Tohumcu Abis’te sustalı bir bıçağın korkunç anlamlar barındıran sesiyle seriyor “gerçek”i önümüze…
Satır aralarında naif bir sesle “dünya yaşanması gereken bir yer değil mi?” diye soruyor…
Tohumcu bu ilk kitabında, hayatın göründüğü gibi olmadığını, insan ruhunun karanlık noktalarını ve şiddetin kan kırmızısını anlatıyor… Abis, dünyayı bir kâbusa döndürenlere edebiyatla bir karşı çıkış, sert bir isyanın da kitabı. (Abis, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2011, 2. Basım)
Pis kokuyor. Her mevsim böyle bu. Değişmiyor. Birçok şey gibi. Koklamayı ne zaman bıraktı, hatırlamıyor. Saymayı bıraktıktan çok sonraları, o kesin. Sadece saymayı mı, yanıt vermeye yetişmeye de çalışmıyor epeydir. Bunun insanları sinirlendirdiğinin farkında ama yapacak şeyi yok. Aksi, bir çene ishali ya da beyin amcıklaması… tövbe tövbe… Bir şu küfrü, bir de sigarayı bırakamadı. Bıraksın da çıldırsın mı? Akıllara zarar bir durum, hani karısı kızı olsa, her akşam basardı onlara dayağı. Döve döve öldürürdü Allah muhafaza. Tuhaf şey, bazen tepesi attığında karşısındakine tekme tokat giriştiğini görüyor. Yapmıyor, yapmaz, ama yaptığını görüyor da biraz rahatlar gibi oluyor ya, kafası karışıyor bu hep içten içe yapmalarla, içerden patlamalarla. (Taş Uykusu, Kırmızı Kedi Yayınevi, Aralık 2010)
Şimdi sende cep telefonunun da en pahalısı vardır. Gösteriş yapacaksın ya. Pahalı eşya taşımakla adam olunmaz. Hele benim gibi hiç olunmaz. Haddini bileceksin. Nesin sen? Manikürcü. Ee, neymiş o zaman? Bu dükkandan mezun olup fabrikaya müdür, memlekete bakan olacak halin yok ya. Milletin kılıyla tüyüyle uğraşıp gideceksin. Aman Allah korusun, düşman başına. Benim çocuğum ekmeğini böyle kazansaydı, valla çıkamazdım insan içine, bakamazdım kimsenin yüzüne. Aman, düşman başına, düşman başına.
Sen kendine eli yüzü düzgün, evini barkını bilen koca bulursan ona şükret. Senin gibiler işte müşteriden, evde kocadan yer kalayı. Adam ol da yeme, değil mi ama! (Şeytan Geçti, İthaki Yayınları, Mart 2010)
küçük bir kuşun sesi duyuldu erkek; tutamadın kendini, sahip çıkamadın arzuna. yetmedi senin dostluğun yahut vereceğin yardım için bu rahmetli koruya gelenlerin nüfusu. baktın çalamıyorsun gönlümü çaldın sen de bir gözümü. ne vakit ki bana ait gözümü senden geri almaya, görüşümü kurtarmaya geldim, uzak kaldım olmam gereken yerden. ben, sen hırsıza gelen yolu bulmaya çalışırken bende hakkı olan biri dayanamadı yokluğuma. şimdi de bir başkası dayanamıyor onun yokluğuna. düşünmedin eylemlerinin sonucunu, böylece dünyada hakkın olmayanı, başkasının olanı istemekten daha kötü ne olabilir gösterdin bize. sakın, sakın dönme yüzünü bana, istemiyorum senin pişman yüzünü görmek, ne de kısa süreliğine bile olsa senin olmuş bir şey. (yok bana sensiz hayat, İş Bankası Kültür Yayınları, 2006)
F. Hanım N. Bey, Oğlunuz öldü. Onu ben öldürdüm. Beni hiç dinlemediği, hiç beğenmediği, bana hakaret ettiği, anneme küfrettiği, arkadaşlarıma kötü davrandığı, topluluk içinde diline hakim olamayıp beni küçük düşürdüğü, beni hiç beğenmediği, iş yerini vergiden düşmek için eski sevgilisinin üzerine yaptığı, buna surat asmama bile izin vermediği, ayda üç aileye yetecek para kazandığı ve evin tüm masraflarını bana ödettiği halde sürekli parasızlıktan yakındığı, önüne gelene canım dediği halde bana bir kere bile demediği, hafta sonları hava ne kadar güzel olursa olsun, vakit kaybetmeyelim diye, işim olmasa bile dışarı çıkmama izin vermediği, beni hiç beğenmediği, annemi özlediğim ve bunları, o bana değil de ben ona yapıyormuşum süsü vererek beni bile kandırdığı için öldürdüm onu. Nasıl anlatsam? Sinirimi bozuyordu. (abis, Yapı Kredi Yayınları, 2003)